Ana içeriğe atla

2. MEKTUP (NASIL?)

 

 Devrim ve sosyalizm ama 'nasıl?' sorusuna geçmişte verilen yanıtları derlemek için yazıldı...

CANIMIN İÇİ KIZIMCIM! (2)

          

2013 Ekiminde ‘Gezi Direnişinin’ ardından yazdığım mektupta (Senin kendi seçimlerini özgür iradenle yapma hakkına sahip olduğunu ve doğru olanın da bu olduğunu biliyorum. Ancak, Gezi Direnişi ve sonrasındaki gelişmeler nedeniyle, eskilerin ‘dağarcığındaki’ birikimin yeni kuşağa aktarılması sürecinin hızlandırılması gerek…) diyerek, hayata ve ‘aklıma gelen her şeye’ ilişkin fikirlerimi aktarmaya çalışmıştım.

Mektubun ‘Ne/nasıl yapmalı?’ başlığı altında (Bu sorular, Lenin’in okuduğu (N.Çernişevski) ve yazdığı en devrimci iki kitabın adı olarak çok iddialı çağrışımlara sahip. Ancak, bizim başlığımız hayatın sade, sıradan, olağan ve bireysel taraflarını kolaylaştırdığını düşündüğüm öneriler) diyerek örgüt ve devrim konularını ‘pas’ geçmiştik.

7 Haziran 2015 seçimleri sonrasında politik olarak “ne yapmalı?” sorusuna verilecek yanıtların aciliyet kazandığı; kötüye/faşiste nasıl direnileceği konusunda (eskiden de olduğu gibi) rüştümüzü ispatladığımız; ancak ‘yeni düzen’ için ne yapılması gerektiği konusunda  (eskiden de olduğu gibi) belirsizliğin sürdüğü görülüyor.

“Devrim nasıl yapılır?” şeklinde formüle edilebilecek olan konu başlığımız çok derin, geniş, yoğun, karmaşık içeriğe sahip. Ayrıca, bu içeriği oluşturan nitelik ve özellikler ülkeye, bölgeye,  zamana, konuma, düşmana, parti ve fraksiyonlara, görüş beyan eden bireylerin (cesur, atak, ivecen, ılımlı, tedbirli, hızlı, yavaş…) kişisel özelliklerine göre de değişiyor.

Konunun bilimsel, akademik, felsefi, teorik, tarihsel boyutlarını irdeleyen devasa bir yazılı (kitap, dergi, bildirge, savunma, tebliğ…), sözlü (henüz yazıya geçirilmeyen anılar…), görsel (film, belgesel…) külliyat var.

Bahse konu devasa külliyata vakıf olmanın zorluğu bir yana; külliyatın, bu haliyle “tarihsel olarak yeni bir döneme giren” devrimci mücadelede işe yarayıp yaramayacağı konusu bile belirsiz.

Bu nedenle; aşırı kabalaştırılmış, akademik/felsefi boyutundan soyutlanmış, günlük dilin basitleştiren jargonu ile anlatmaya çalıştığım ‘örgütlenme hikayesinin’ madenden çıkarıldığı haliyle bir ‘cevher’ olduğu ve gerçek yaşamda kullanılabilir hale gelmesi için çok ‘ince’ işlemlerden geçirilerek temizlenmesi, rafine edilmesi, mücevher ustaları tarafından kullanılacağı yere göre şekillendirilmesi gerekir.

Yöntem konusunda, ilk mektupta yazdıklarımın tümü bu mektup için de geçerli. Sana anlatmaya çalıştığım düşüncelerimi, aynı zamanda kendim de bir kez daha dinliyorum. Yazmak ise (dolap, çekmece düzenlemek gibi) karışık ve bulutsu düşünceleri daha düzenli, sistemli ve görünür hale getiriyor.

Arkadaş sohbetlerinde, (sarhoş olmadan) içki masalarında, mitinglerde, kortejlerde, yürüyüş kollarında, tartışırken, konuşurken, düşünürken ortaya çıkan birçok yeni fikir, suya yazılan yazı gibi kayboluyor. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin kararlarına göre; yazarak ifade ettiğimiz düşüncelerimizin sorumluluğu, konuşarak ifade ettiklerimizden daha fazla. Çünkü konuşurken geriye dönme, gözden geçirme, silme, değiştirme şansımız çok kısıtlı. Bu nedenle, önemli konuların yazı ile tartışılması geleneğinin yaygınlaşması gerekiyor.

1-Genel yaklaşım

“Komünist partilerin mutlak, hatasız ve değiştirilemez bir örgütlenme biçimi olamaz. Proleter sınıf savaşının koşulları sürekli bir evrim sürecindeki değişmelere maruzdur ve proleter öncü bu değişmelerle ahenk içinde daima bunlara karşılık düşen yeni biçimler aramak zorundadır. Aynı şekilde her ülkenin kendine özgü koşulları o ülkelerdeki partinin örgütlenme biçiminin özel uyumunu belirler.”(Komüntern)

“Birleşmeden önce ve birleşebilmek için her şeyden önce sağlam ve kesin sınır çizgilerini çizmemiz gerekir… Devrimci teori olmadan devrimci pratik olmaz… Uzmanlaşma, zorunlu olarak merkezileşmeyi öngörür ve onu gerekli kılar.”(Lenin)

            “Marksizm’in tahlil metodu daima somut durumların somut tahlilidir.”(M. Çayan)

“Hayal ederken yukarıdaki yıldızı görmelisin, savaşırken ise yıldızı işaret eden eli. Hayat budur. Bakışını sürekli olarak kaldırıp indirmektir... Eğer biri sana parmağıyla güneşi gösterir ve sen de parmağa bakarsan aptalsın demektir. Eğer güneşe bakarsan daha da aptalsındır, çünkü güneş gözlerini kör eder. Bakman gereken parmakla güneş arasında uçan kuştur.”(Subcomandante Marcos)

“Kafa yormakla, çözümlemekle, düşünmekle, eleştirmekle, yaşadığımız yerlerde ve zamanlarda kendi ritmimizi ve yolumuzu bulmakla yükümlüyüz.”(Subcomandante Moises)

            “Ülkemizin bugününe ve geleceğine sahip çıkmanın direnmekten ve halkın birleşik örgütlü mücadelesinden geçtiğini biliyoruz… Bu toprakların ortaya çıkarttığı ilerici ve devrimci birikimi sahipleniyoruz. Özgür bir geleceği bu birikimle Gezi-Haziran direnişini buluşturarak kurabileceğimize inanıyoruz. Birleşik Haziran Hareketi, anti-kapitalist, anti-emperyalist, anti-faşist ve gericiliğe karşı… harekete geçecek bir halk örgütlenmesinin çağrıcısıdır.” (Birleşik haziran hareketi)

            Bu girizgahı özetlemek gerekirse;

**Farklı alanlardaki çalışmaların, etkinliklerin, mücadelenin, kazanımların… diyalektik, bütünsel bir organizasyonunu oluşturan; birbirini tamamlayan, destekleyen,  dayanışma içinde bir uyumluluğa ulaşmayı hedefleyen,

**Kitlelerin siyasi, ekonomik, toplumsal eylemlerini en üst biçimlere (yaygın, kitlesel, etkili, süreğen) hazırlayan, yönlendiren ve nihai hedefte iktidarın olduğunu gözeten,

            **Devrimin diyalektiğinde irade ile oluşturulan, yönlendirilen (volontarist) boyutlar ile irade dışı (determinist) boyutlar olduğunu unutmayan; istek, inanç, irade, azim, moral, motivasyon, örgütlenme gibi sübjektif (öznel) koşullardaki düzeyi yükseltmenin ‘gerek şart’ olduğu; ancak genel toplumsal/ekonomik kriz, yönetenlerin yönetemez hale gelmesi, yönetilenlerin o şekilde yönetilmek istememesi gibi objektif (nesnel) koşulların da ‘yeter şart’ olduğunu bilen,

            **Karşıda bir (ya da daha çok) muhatabın, rakibin, düşmanın olduğu hiçbir oyun,  mücadele, savaşın tek taraflı, tek boyutlu, yalnız kendi gerçekliğine odaklanan bir bakış açısı ile (karşı tarafın gücü, iradesi, olanakları sıfırlanmadığı sürece) sürdürülemeyeceği,

Örneğin, satranç ustalarının birden çok hamleyi önceden planlaması için rakibin gücü, oyun anlayışı, taktik-strateji yaklaşımı, kişisel özellikleri (cesur, atak, savunmacı…) konusunda öngörüde bulunması (empati yapması), karşı hamle olasılıklarının tümünü birlikte değerlendiren, önem/öncelik sıralaması oluşturan ve her olasılığa karşı ayrı taktikler geliştiren esnek, opsiyonlu, çok olasılıklı bir oyun planı uygulamaları zorunludur. Rakibin gücünün zayıfladığı, hamle olasılıklarının daraltıldığı,  satranç tahtası üstünde (özellikle merkezde) hakimiyetin kurulduğu aşamada oyunu ‘istendiği gibi’ yönlendirebilmek ve rakibi belirli, alternatifsiz hamlelere mecbur bırakmak mümkündür.

            **Rakibin (devletin) müesses nizamı, zor aygıtları (ordu, polis, milis…), hegemonya aygıtları (eğitim, medya, cemaatler…), devlet yanlısı sivil toplum kuruluşları (sarı sendikalar, işveren örgütleri, sağcı STK’lar…) ve yaşamın her alanına etki eden sayısız resmi/gayrıresmi, formel/informel, açık/gizli aparatları olduğu; parlamenter sistemde muhalefetin ‘gölge kabine’ oluşturması ve iktidara geldiğinde konulara vakıf, bilgili, deneyimli kadroları ile hükümeti kurması gibi, yeni bir dünya/düzen/devlet kurmak isteyenlerin de ‘gölge devlet’ perspektifi ile konumlanmaları ve rakibin var olduğu her alanda (ve daha fazlasında) örgütlü olmaları, “geleceği bugünden kurma” perspektifinin yanı sıra “tam saha savunma/tam saha hücum” taktiğinin gereği olarak da ‘tüm sahaya’ yayılmaları ve bloklar arasında boşluk (volan kayışları) bırakmamaları,

            **Bu bağlamda, iktidar mücadelesi olarak tanımlanan siyasi mücadelenin olduğu yerde, diğer mücadele biçimlerinin (ekonomik, demokratik, ideolojik) siyasi mücadeleye tabi olması gerektiği, organik/örgütsel birlik olmasa dahi programatik ve amaçsal tabiyetin zorunlu olduğu; ancak aralarındaki ilişki, hiyerarşi, öncelik gibi tartışmalar makul ve makbul olmakla birlikte, her mücadele alanında var olma, örgütlü olma gereğinin tartışma dışı olması; bu nedenle, bu alanların birinde var olanlara “neden o alandasın?” diye sormak yerine “diğer alanlarda da neden yoksun?” sorusunun meşru kabul edilmesi,

            **Soyut hedefler için örgütlenme çabasının sorunlu olduğu; örgütlenmesi gereken bir mücadele, iş, etkinlik olması gerektiği; somut, güncel, yakıcı, etkili, kitlesel her konu ve talebin örgütlenmenin konusu olabileceği; yalnızca ‘karşı olmak’ temelinde uzun soluklu ve etkili bir örgütlenmenin sürdürülemeyeceği; hedef-sonuç konusunda da ikna edici argümanlara sahip olmak gerektiği,

**Hangi ‘sektördeki’ mücadelenin güncel olarak daha önem kazandığı, zincirin kavranması gereken halkasını oluşturduğu konusunda konjonktürel gelişmeler, rakibin atraksiyonları ve bizim ‘ihtiyaçlarımızın’ belirleyici olduğu; bu bağlamda karar yetkisinin merkez/yerel dağılımının önem kazandığı,

**Etkin ve etkili bir örgütlenme için karar ve uygulama süreçlerinde “demokratik merkeziyetçiliğin” gerekli bir ilke olduğu; dozu uygun olmayan her ilacın zehir olması gibi, somut koşullara uygun olmayan demokratik merkeziyetçiliğin de sorun yaratacağı; mücadele verilen ortamın demokratikliği, basın/ifade/örgütlenme özgürlükleri, legal yolların açık/kısıtlı/ kapalı olması, aciliyet benzeri birçok etkene bağlı olarak ‘dozun’ ayarlanması gerektiği dikkate alınmalıdır.

Sonuç olarak; örgütlenmek “tüm hayatı” örgütlemektir!

 

2-Bazı kavramların güncellenmesi

            **(Milli) Demokratik devrim;

Demokratik devrimin teorik gerekçelerini oluşturan “emperyalizmden bağımsızlık, toprak sorunu, ulusal sorunun çözümü, feodalitenin alt/üst yapıda tasfiyesi” gibi konuların, ayrıca bir demokratik devrim (asgari talepler) programını gerektiren, daraltan, gündemden çıkartan boyutta olup olmadıklarının; ilk etapta “antiemperyalist ve demokratik muhtevada bir devrim ile bütün halkın iktidarı” mı, “işçi sınıfının sosyalist devriminin” mi hedeflendiği açıklığa kavuşturulmalıdır.

            Emperyalizmin ‘gizli ve içsel’ bir olgu olduğu, hakim üretim tarzının açık ve ağırlıklı bir şekilde kapitalizm olarak tanımlanamadığı, alt ve üst yapıda feodal yapıların (artıkların) olduğu ve egemen blok (oligarşi) içinde temsil edildikleri, sayı ve coğrafi dağılım olarak yoğun bir köylü nüfusun olduğu, soğuk savaşın ve ABD/Sovyetler Birliği eksenli iki kutuplu dünyanın sürdüğü, sosyalist bloğa sempati ile bakan ulusal kurtuluş mücadelelerinin hız kazandığı dönemlerde teorisi oluşturulan demokratik devrime ait ‘kavram seti’ başlıklar halinde irdelenmelidir.

            **Emperyalizm;

Varlığı, etkisi ve sonuçları tartışmasızdır. Ancak günümüzde merkezsiz/ülkesiz bir nitelik kazandığı, öznesinin devletler/paktlar değil ‘çok uluslu şirketler’ olduğu, Uluslararası Yatırım Uyuşmazlıkların Çözüm Kurumu/Uluslararası Tahkim/Çok Taraflı Yatırım Anlaşması gibi yargı yetkisinin yanı sıra yasama yetkisini de sermayeye (ÇUŞ’lere) devreden uygulamaları ile ‘mutlak kapitalizmin-K.Boratav’ kurulması aşamasında olduğumuz söylenmektedir.

            Emperyalizmi içsel bir olgu haline getiren (işbirlikçi) tekelci burjuvazi ile ‘çelişmeli ittifak’ ilişkisi içinde olan feodal mütegallibenin ve antiemperyalist mücadelede yer alabilecek bir ‘milli’ burjuvazinin varlığı tartışmalıdır. Bu bağlamda irdelenebilecek olan yeşil sermayenin (Anadolu kaplanları) ideolojik olarak gerici karakteri nedeniyle antiemperyalist olamayacağı düşünülmelidir.

            Bu durumda ‘egemen bloğun yapısı’ bağlamında, sosyalist devrim mücadelesinde zaten içerilen antiemperyalizmin yanı sıra münhasıran bir demokratik devrim programına ihtiyaç azalmıştır.

            **İşçi sınıfının ideolojik/fiili öncülüğü;

Bahse konu tartışmaların yürütüldüğü 1960’ların sonu Türkiye’sinde nüfusun;

            1955’de %28,8’i (6.9 milyon) il ve ilçelerde, %71,2’si (17.1 milyon) köylerde,

            1965’de %34,4’ü (10.8 milyon) il ve ilçelerde, %65,6’sı (20,5 milyon) köylerde,

1975’de %41,8’i (16.8 milyon) il ve ilçelerde, %58,2’si (23,4 milyon) köylerde,

2008’de %75,0’ı (53.6 milyon) il ve ilçelerde, %25,0’ı (17,9 milyon) köylerde,

2014’de %91,8’i (71.3 milyon) il ve ilçelerde, %8,2’si (6,9 milyon) köylerde yaşıyor.

1980 öncesi ilçe merkezlerinin çoğunun sosyoekonomik nitelikleri itibariyle ‘köy’ sayılabileceği, birçok il merkezinin ve kırdan göçenlerin oluşturduğu kent çeperlerinin, gecekondu mahallelerinin de kent sayılmasının abartı olduğu düşünüldüğünde, o koşullarda devrimin kitle gücünü köylülüğün oluşturacağı ve işçi sınıfının rolünün (sayıca azlığın yanı sıra ağırlıkla hafif ve montaj sanayi sektörlerinde çalışmaları nedeniyle de) ‘ideolojik’ öncülük olduğu yolundaki değerlendirmelerin somut altyapısı olduğu; ancak demografik yapıda ve köy/kent ilişkisinde (ulaşım, iletişim olanaklarının artışı; büyükşehir/bütünşehir uygulamaları nedeniyle köylerin mahalleye dönüşmesi; emeklilerin sürekli, kentte yaşayanların hafta sonları köye dönüşleri nedeniyle köy kültürünün farklılaşması) yaşanan değişimlerin “işçi sınıfının ideolojik öncülüğü” kavramını gereksizleştirdiği,

Bu aşamada, işçi sınıfının köylülük üzerindeki ideolojik öncülüğü yerine “diğer ara sınıflar, sınıf tavrı dışında politika yapanlar, beyaz yakalılar ve plaza çalışanları… üzerindeki ideolojik öncülüğünün” tartışılması gerekir.

**Türkiye’de hakim üretim tarzı;

Türkiye’nin 8 yüz milyar dolara ulaştığı tahmin edilen Gayri Safi Yurtiçi Hasılası; Dünyanın 17. büyük ekonomisi olması; Avrupa Birliği adaylığı; Dünya Ticaret Örgütü, D-8, OECD, IMF, Dünya Bankası üyelikleri ile hakim üretim biçiminin ‘kapitalizm’ olduğu açıktır.

**Feodalite;

Köylülüğün azalması ile birlikte feodalitenin de etkisi çok azalmıştır. Üst yapıda feodal kültürün (özellikle aşiret kültürünün) yoğun ve yaygın yaşandığı bölgeler olmakla birlikte (ağırlıkla Kürdistan’da) aşiret ilişkilerinin ekonomik olmaktan çok toplumsal, kültürel dayanışma (cemaat) yönünün ağır bastığı görülmektedir.

** Kürt sorunu;

Devrimci örgütlenme bahsinde, ezen ulus-ezilen ulus devrimcilerinin birlikte, ayrı,  seksiyon olarak örgütlenmeleri gibi tartışmalar Türkiye’de ‘de facto’ olarak bitmiştir. Kürdistan devrimci hareketi ayrı örgütlenmeyi seçmiş ve hayata geçirmiştir. Ancak günümüzdeki gelişmeler bu konuda literatüre katkı yapacak niteliktedir. Birlikte örgütlenme ya da seksiyon halinde örgütlenme denildiğinde (etnik kökeni gözeten bir örgütlenme söz konusu olduğunda) ‘ezen ulus devrimcilerinin’ ağırlıkta olduğu yapılar içinde ‘ezilen ulus devrimcilerinin’ varoluş koşulları konuşulurken, günümüz uygulamasında ezilen ulus devrimcilerinin inisiyatifindeki yapılarda ezen ulus devrimcilerinin varoluş koşulları tartışılmaktadır.

Bu nedenle, örgütlenme bahsinde ‘Kürt sorunu’ tartışması, sol/sosyalist kimliği açık olan, kimlik temelli örgütlenme dışında sınıf politikası yürüten ‘bağımsız’ örgütlenme tartışması olarak anlaşılmalıdır.

            Ayrı ya da ortak örgütlenmeyi mutlaklaştırmayan; emperyalizmin güdümünde, gerici, sınıf mücadelesini köstekleyen bir içeriğe sahip olmadığı sürece destek, dayanışma temelli bir bakış açısı uygun görünüyor.

            **Gerilla;

            Gerilla, tanımı gereği ‘her koşulda’ var olabilendir. Bu nedenle, olmak/olmamak bağlamında değil, nasıl, ne zaman, nerede… sorularıyla tartışılabilir.

Yukarıda sıralanan kavramların politik literatürde ‘belirleyici’ olduğu dönemlerde;

-Küba ve Vietnam gibi zafer kazanan örnekler; Afrika, Latin Amerika, Uzak Asya ve Orta Doğu’da etkili deneyimler; Almanya (Kızıl Ordu Fraksiyonu/Baader Meinhof), İtalya (Kızıl Tugaylar), Japonya (Kızıl Ordu) gibi gelişmiş ülkelerde kent gerillası vardı.

-Filistin Kurtuluş Örgütü kampları, Bekaa Vadisi (sonrasında Kandil ve Kuzey Irak) gibi sınır ötesi olanaklar vardı.

-Ulaşım ve iletişim olanakları (her iki taraf için de) bugüne göre çok kısıtlıydı. Yolu ve elektriği olmayan köyler, kolayca kapanabilen tek şeritli bozuk yollar, güzergahın çoğunu ‘yürüyüş’ hızıyla kateden kara trenler, şehirler arasında ‘yazdırarak’ kullanılan az sayıda telefon ve menzili çok kısıtlı telsizler vardı.

-Daha az nüfus, hiç yerleşim olmayan geniş kırlık alanlar, etnik köken ve mezhep yönünden daha homojen sempatizan bölgeler vardı.

-Uydu takibi, mobese, akıllı cep telefonu, termal kamera, gece görüşlü dürbün, akıllı bomba, insansız hava aracı, drone, skorsky helikopter… yoktu.

Bu bakış açısı, Politikleşmiş Askeri Savaş, Öncü Savaş, Halk Savaşı, Kurtarılmış Bölge, Kızıl İktidarlar, silahlı propaganda benzeri kavramların da arka planını belirliyor.

            Bu bağlamda, su(halk/kitle)-balık(gerilla) metaforunu kullanırsak, yeterince geniş, derin, beslenme kaynakları olan; içinden baktığında görecek kadar saydam, dışından baktığında saklayacak kadar bulanık ‘su kaynakları’ ile doğru orantılı olarak düşünülmesi gerekir.

Sonuç olarak; “hayatı” aynı nehirde iki kere yıkayamazsın!

           

3-Örgütlenme biçimleri

**Yasal parti;

 İktidarı paylaşmak, etkilemek ve ele geçirmek amacıyla belli bir program çerçevesinde bir araya gelen kişilerin oluşturduğu siyasal örgüttür.

Yasal partiler, adı üzerinde, Siyasi Partiler Yasasına uygun olarak kurulan ve sistemin yasalarla dayattığı gerekleri yerine getirmekle yükümlü olan parti modelidir.

Türkiye’de faaliyet göstermiş/gösteren yasal sosyalist/komünist partiler:

Türkiye Komünist Partisi (TKP-1920), Türkiye İşçi Partisi (TİP-1961), Türkiye Sosyalist İşçi Partisi (TSİP-1974), Türkiye Birleşik Komünist Partisi (TBKP-1990), Sosyalist Birlik Partisi (SBP-1991), Sosyalist Türkiye Partisi (STP-1992), Sosyalist İktidar Partisi (SİP-1993), Özgürlük ve Dayanışma Partisi (ÖDP-1996), Emek Partisi (EMEP-1996), Devrimci Sosyalist İşçi Partisi (DSİP-1997), Sosyalist Parti (SP-1998), Türkiye Komünist Partisi (TKP-2001), Sosyalist Demokrasi Partisi (SDP-2002), Emekçi Hareket Partisi (EHP-2004), Halkın Kurtuluş Partisi (HKP-2005), Ezilenlerin Sosyalist Partisi (ESP-2010), Devrimci İşçi Partisi (DİP-2011), Komünist Parti (KP-2014), Halkın Türkiye Komünist Partisi (HTKP-2014)

Avantajları;

-Kitleselliği arttırır. Mücadeleye, politikaya katılımı belirleyen ‘cesaret halkalarının’ (cesaretin azaldığı) dışa doğru olan meridyenlerindeki kitleyi de sürece katar.

-Merkez, il, ilçe, belde, kadın, gençlik, yurtdışı vb. yasal örgütlenme ile bina, lokal, toplanma yeri vb. mekan olanakları,

-Seçim ve sair zamanlarda açık propaganda, kampanya vb. örgütleme,

-Yazılı, görüntülü propaganda, sosyal medya, basın/yayın, kitap, bülten, afiş, pankart…

-Açık üyelik, aidat, finans kaynakları yaratma…

-Seçime girebilme ve gücünü ölçme,

Dezavantajları;

-Siyasi Partiler Kanunundaki kısıtlar (azınlık diyemezsin, Türkçeden başka dil kullanamazsın, Diyanet’i kaldıramazsın, Atatürk ilke ve inkılaplarına bağlı olarak çalışırsın…)

-Tüm üyelerin C.Başsavcılığındaki sicil dosyasında arşivlenmesi,

-Kongre ve parti organlarının yasaya göre yapılandırılması,

-Seçime girmek için illerin en az yarısında, ilçelerin üçte birinde örgütlenme,

-Üye, karar, evrak, gelir-gider, demirbaş konularında defter tutma,

-Anayasa Mahkemesi denetimi,

**Yasal olmayan parti;

Parti, iktidarı alma mücadelesinin en yoğunlaşmış organizasyonudur.

Yasa dışı partilerin örgütlenme esaslarını belirleyen ilkeler, devrim için öngörülen taktik ve stratejik programlar ile çalışma tarzı tarafından belirlenir. Belirgin özellikleri; her koşulda sürekliliği esas olan, öncü karakteri ile sınıfa bilinç taşıyan, üyelik koşulları sert, disiplinli, demokratik merkeziyetçi temelde örgütlenmiş, savaşkan, ideolojik/ekonomik/ demokratik mücadele alanlarını kendine (politik mücadeleye) tabi kılan yapısıdır.

Türkiye’de faaliyet göstermiş yasal olmayan üç ana devrimci akım:

            -Türkiye Halk Kurtuluş Partisi/Cephesi (THKP/C): 1970’de Mahir Çayan ve arkadaşları tarafından kurulan örgüt. Sonrasında THKP-C/Kurtuluş, Devrimci Yol, Marksist Leninist Silahlı Propaganda Birliği (MLSPB), THKP/C Halkın Devrimci Öncüleri (THKP-C/HDÖ), Devrimci Sol (DHKP/C) gibi gruplara ayrılmıştır.

            -Türkiye Halk Kurtuluş Ordusu (THKO): 1971’de Deniz Gezmiş ve arkadaşları tarafından kurulan örgüt. Sonrasında Halkın Kurtuluşu, Türkiye Devrimci Komünist Partisi (TDKP), Türkiye Komünist Emek Partisi (TKEP), Türkiye Devriminin Yolu (TDY), Mücadelede Birlik gibi gruplara ayrılmıştır.

            -Türkiye İhtilalci İşçi Köylü Partisi (TİİKP): 1969’da Aydınlık çevresi tarafından kurulan parti. Sonrasında Aydınlık çevresi ve İbrahim Kaypakkaya ve arkadaşları tarafından kurulan TKP/ML Türkiye İşçi Köylü Kurtuluş Ordusu (TKP/ML TİKKO) gibi gruplara ayrılmıştır.

Avantajları;

-Örgütlenme, çalışma, program, tüzük, faaliyet vb. hiçbir konuda ‘müesses nizama’ hesap vermeden çalışma,

-İnisiyatifi elde tutma, gündem oluşturma kapasitesi,

-Üyelerini gizleme ve koruma,

-İhtiyaç halinde yasal düzleme geçebilme esnekliği,

Dezavantajları;

            -Yoğun güvenlik kaygıları nedeniyle kadro ve faaliyet bağlamında ‘görünür’ olma zorluğu,

-Kadro ve faaliyet sürekliliğini sağlama konusunda yüksek risk,

            -Katılımcı ve demokratik süreçleri işletme konusunda kısıtlılık,

**Cephe;

Devrimci örgüt adlarında kullanılan ‘cephe’ kavramı, parti(politik)/ordu(askeri) ayrımında askeri yapıyı tanımlamak üzere kullanılmasının yanı sıra ideolojik birlik içindeki partinin önderliğinde mücadeleye katılan ve devrimden çıkarı olan halk kesimleri ile kurulan birlikteliği de tanımlayan bir kavramdır.

            Bu içeriği ile devrimin sahibi, yapıcısı, itici gücü, önderi olarak kabul edilen işçi sınıfı dışındaki sınıf ve katmanlarla (işçi sınıfının ideolojik önderliğinde) birlikte mücadeleyi ve onların taleplerini ve mücadelelerini sahiplenmeyi de anlatır.

            Bunun yanı sıra, devrim için savaşan (devrimci, antifaşist, antiemperyalist…) örgüt ve yapıların kalıcı/geçici birlikteliklerini tanımlar.

            Örneğin; 12 Eylül faşist darbesinden sonra 1982 yılında Devrimci Yol, PKK, Sosyalist Vatan Partisi, Türkiye Emekçi Partisi, Türkiye Komünist Partisi İşçinin Sesi, Türkiye Komünist Emek Partisi, THKP/C Acilciler, Devrimci Savaş tarafından kurulan cephe.

Avantajları;

-Birlikte örgütlenebilecek kitle, grup, yapı, örgüt sayısını genişletir. Kitleselleşmeyi arttırır.

-Değişik alanlarda, değişik mücadele yöntemlerini kullanan değişik yapıların enerjisinden sinerji üretir.

-Değişik koşullara ve değişen görevlere karşı esnek, dönüştürülebilir örgütlenme olanağını arttırır.

-Farklı yapıların birlikte iş yapma yeteneklerini çoğaltır. Kalıcı örgütsel birlikler için zemin oluşturur. Birlikte iş yapmanın ve birlik duygusunun yarattığı moral motivasyonu arttırır.

Dezavantajları;

            -Farklı gelenek ve alışkanlıkları bir potada eritebilme, zorluğu,

            -Örgütsel aidiyet duygusu ve acil hareket (refleks) yeteneğinin azlığı,

            -Karar alma, önderlik, yaptırım uygulama gibi süreçlerin öznesini belirleme,

            -Siyasi rekabet,

**Hareket;

Genel anlamıyla (toplumsal) ‘hareket’ ortak siyasal, toplumsal, kültürel hedeflere sahip ve etkili bir iç dayanışması, disiplini olan bireyler tarafından geliştirilen kolektif eylemler olarak tanımlanabilir.

Devrimci literatürde ‘hareket’ kavramı, işçi sınıfının devrimci partisinin oluşturulması sürecinin (ya da partisiz süreçlerin) belirli bir politika doğrultusunda örgütlü olarak yürütülmesini anlatır.

Bu anlamı ile (bir kısmı sonradan ‘parti’ formuna geçiş yapan) Devrimci Yol, Devrimci Sol, Kurtuluş, Halkın Kurtuluşu… gibi ağırlıklı olarak bir devrimci yayın etrafında toplanan yapılar ‘devrimci hareketlerdir’.

Avantajları;

-Parti formunda vazgeçilmez olan program, tüzük, kongre, konferans, üyelik… koşullarından azade ‘esnek’ yapısı,

-Farklı formel yapılara evrilebilme, dönüşebilme kapasitesi,

-Parti’ adıyla göğüslenemeyecek sorunları, yenilgileri, dağılmaları, birleşmeleri, deneme/yanılma süreçlerini ‘meşrulaştırma’ potansiyeli,

Dezavantajları;

            -Kuralları ve işleyiş ilkelerinin görece belirsizliği,

            -“Kendileri ortada, faaliyetleri gizli” kadro politikası nedeniyle ‘üye güvenliği’ konusunda zaafları,

             **Sendika ve demokratik kitle örgütleri (Sivil toplum kuruluşları);

Sendika, işçilerin (emekçilerin, çalışanların) çalışma yaşamına ilişkin sorunlarını çözmek, ortak çıkarlarını ve haklarını korumak, geliştirmek için kurdukları örgütlerdir.

Devlet, siyasi iktidar ve sermayenin çıkarlarından bağımsızlaşamamış sendikalara ‘sarı sendika’; bağımsız şekilde emekten yana tavır alan, siyasi partilerle doğrudan, organik, örgütlü bağı reddeden; ülkenin ekonomik, demokratik, sosyal ve siyasal sorunlarıyla mücadele ve çözüm önerileri üretme konusunda kendini sorumlu gören, çalışanların birliğini ve kitleselliğini sağlamayı amaç edinen sendikalara da ‘sınıf ve kitle sendikaları’ diyoruz.

Demokratik kitle örgütleri ise belirli bir toplumsal sınıf, grup ya da meslekten kişileri veya toplumun aynı/benzer özelliğe sahip belli unsurlarını barındıran ve temsil ettiği kitlenin ekonomik, demokratik hak ve çıkarlarını savunan örgütlerdir.

Avantajları;

-Örgütlenme, hak arama, eylem yapma… konularında kitleyi hazırlama,

-Demokratik mücadelede yer alma,

-Mekan, medya, (meslek grubuna göre) uzmanlık… konularında lojistik destek,

-Yüksek entelektüel kapasite ve eylem deneyimi,

-Doğru ajitasyon ile üst bilinç aşamalarına sıçrama imkanı,

Dezavantajları;

            -Genel demokrasi mücadelesine duyarsızlık ve mesleki, grupsal taleplere sıkışma,

            -Sınıf politikasına mesafe koyma, örgütsel/politik otonomi oluşturma,

            -Gevşek örgütsel yaşam kültürünü daha üst örgütlenme modellerine taşıma,

            **Meclis, konsey, platform, forum…(Ağ tipi yapılar);

Liderliğe ve merkezi işleyişe dayanan ‘katı’ örgüt formlarına karşı, yatay ve esnek örgütlenmeyi hayata geçiren yapılardır.

Ayaklanma ve direniş deneyimleri ile oluşan, bürokratik/hiyerarşik örgütlenme modelleri yerine yatay örgütlenme ve esnek ilişkiler temelinde taban inisiyatifine dayanan örgütlenme modellerini kapsar.

Avantajları;

            -Kitleselleşmeyi arttırmak,

            -Doğrudan demokrasi, taban inisiyatifi, yatay ve esnek ilişki olanağı,

            -Tek bir örgütsel biçim ve çatı altında toplanamayacak, farklı model ve örgütlenme biçimlerini hayata geçirme imkanı,

            -Zengin bir deneyimleme ve yeniden öğrenme kapasitesi,

-Çok fonksiyonlu örgütsel biçimler, esnek modeller ve zengin faaliyetler yaratabilme imkanı,

-Kendiliğinden gelişen tepki hareketlerini örgütlü hareketlere dönüştürme,

            -Kitle içinde kadro çalışması gibi çalışmalara zemin oluşturma,

Dezavantajları;

-Düzen içi ara sınıfların kısa vadeli, günlük, konformist, reformist taleplerine sıkışma,

-Emek-sermaye çelişkisi yerine tali çelişkileri öne çıkarma,

-Sınıf yerine ‘halk’ kavramını öne çıkarma, (Temmuz 2015)

Sonuç olarak; devrim için tek yol “örgütlü yol”!

 

 

**********

 

Bu blogdaki popüler yayınlar

1. MEKTUP ('HER ŞEY' HAKKINDA)

Gezi Direnişi sırasında 13 yaşında olan Elif'in 'her şey' hakkında merakını gidermek ama 'her şey' hakkında gerçekten merak yaratmak amacıyla yazıldı...  

16. MEKTUP (GERÇEK ALİ)

    Din ve inanç konusuna genel bir bakışı netleştirmek için yazıldı...